Ana Sayfa

Bize Ulaşın

Torba Mahallesi, İnönü Caddesi No: 66 Torba Bodrum 48400 Muğla, Turkey

Öykümüz

Yirmi beş sene önce annem ve babam yaşlılık hayallerini gerçekleştirmek için bir yer ararlarken, o zamanlar bakir ve büyülü bir balıkçı köyü olan Torba’yı keşfetmişler ve evlerini inşa etmek için hemen sahilin kıyısında küçük bir arsa satın almışlar. O zamanlar Torba sahilinde, neredeyse denizin içinde duran o müthiş, görkemli palmiye ağacından başka pek bir şey yokmuş. Babam bana hep sahilde saatlerce öylece durup, o inanılmaz ağacı uzun uzun izlemek istediğine, ağacın bir gün kendisinin olacağına ve annemle beraber ağacın altında oturup günbatımını seyredeceklerine dair hayallerini anlatırdı.

Annem ve babam sanatsever kişilerdi ve kırk yılı aşkın süre tutkuyla sanat eserleri topladılar. Her ikisi de Türkiye’yi, Türkiye’nin sanatını, insanlarını ve ülkelerinin kendilerine sunduğu tüm mutluluğu sevgiyle kucaklayan insanlardı. Babamım sürekli olarak Türkiye’nin dünya üzerinde hak ettiği ilgiyi bulamadığından ve Türk Sanatının yeterince tanıtılamadığından yakındığını halen dün gibi hatırlarım. Babam ayrıca tüm hayatı boyunca çok çalışmak zorunda kaldığından ve bu nedenle sanatın güzelliklerini arkadaşları ile paylaşmaya vakit bulamadığından da epeyce yakınırdı. Kendisi ve annem için bir yer inşa edip oraya arkadaşlarını davet ederek, hayatın güzelliklerini onlarla birlikte yaşamak isterdi.

Annem harika, çok renkli bir kadındı ve son derece saf bir sanat ve tasarım zevki ve vizyonu vardı. Neticede babamla birlikte evimizin yanında son derece özel bir yer, sadece sanata tahsis edilmiş bir ev yaratmaya karar verdiler. Annem Türkiye’nin güzelliklerini, Türk misafirperverliğini ve sanatını sergilemek istedikleri bu evi en ince ayrıntısına kadar kendisi tasarladı. Evdeki her taş, her resim ve her heykel orijinal birer sanat eseridir. İşte Casa dell’Arte’nin öyküsü böyle başladı.

2007 senesinde topladığımız sanat eserlerini konuklarımızla paylaşmak ve bir sanat eseri koleksiyoncusunun evinde olma deneyimini onlara yaşatmak için evi on iki odalı, adeta bir müzeye benzeyen bir butik otele dönüştürdük. Otelin tasarımı neredeyse tamamen anneme aittir diyebilirim. Kendisinin bir butik otel markası, sanatsever insanlar için romantik ve konforlu bir tatil cenneti yaratmamıza büyük yardımları oldu. Bugün içinde Burhan Doğançay, Azade Köker, Bedri Baykam ve daha pek çok sanatçıya ait eserler bulunan aile koleksiyonumuz otelin lobisi, odaları, ortak alanları, bahçesi ve hatta havuz kenarı gibi çeşitli yerlerinde sergilenmektedir.

Açıldığımız ilk yaz Casa dell’Arte “The British Guardian” tarafından  Avrupa’nın En İyi Yeni Butik Oteli seçildi. Bu aile projesinin beklenmedik başarısı bizi gerçekten çok şaşırttı. Bir kez daha gördük ki bir projeyi gerçekten sahiplenir ve ona ruhunuzu katarsanız hak ettiği ilgiyi kazanmaması içten değil.

2008’in Temmuz ayında, hani o bahsettiğim, Babamın hep sahip olmak istediği ağacın bulunduğu yeri ve yanındaki evi satın aldık ve buraya Casa dell’Arte The Village adını vererek diğer bir sanat evine dönüştürdük. Bugün burada insanlar kendi eserlerini yaratabiliyorlar. Çocuklara uygun otuz altı odadan oluşan oteli özellikle birlikte tatil yapmak isteyen ailelere tatillerini bir sanatsal deneyime dönüştürebilme olanağı sağlayabilmek adına tasarladık. Botero’nun alamet-i farikası olan “Yatak Odası“ (The Bedroom) isimli eserinin sergilenmesi ise otelimizin açılışımızı tam anlamıyla taçlandırdı.

Ancak maalesef bu mutluluğumuz kısa sürdü. Maalesef 2009 senesinde annemizi kaybettik. Annemiz ve babamız artık o ağacın altında beraberce oturamayacak, hep hayalini kurdukları gibi Casa dell’Arte’de beraberce yaşlanamayacaklardı. Bu durum beni ve kız kardeşimi, ancak en çok da babamı sarsmıştı. Öyle ki babam Casa dell’Arte’ye gelmeyi bıraktı.

Annemin bu yeri çok sevdiğini ve burayı böylesine mükemmel bir hale getirebilmek için çok çalıştığını bildiğimden bir karar verdim; annemin mirasını sürdürmek ve isteyeceğini düşündüğüm biçimde korumak için elimden geleni yapacaktım. Annemin vefatından sonra rezidansın hemen yanında bulunan küçük villasını nefes kesici Torba sahilindeki otelin bir parçası olan Casa dell’Arte Private Villa haline getirdik.

Her ne olursa olsun hayat tatlı, acı sürprizleriyle devam ediyor. Önemli olan hayattan en iyisini alabilmek ve bunu ailemizle ve arkadaşlarımızla paylaşabilmektir. Bu amaçla kurduğumuz Casa dell’Arte bizim için sadece bir koleksiyon evi olmaktan öte hayattan tat almayı bilen kişilerin bir araya gelerek sanatı aileleriyle ve dostlarıyla paylaştıkları ve hoş vakit geçirdikleri bir yer oldu. 
Tüm bunların yanı sıra, sanattan zevk alan ve şımartılmaktan hoşlanan ve türkuaz denizlerimizde seyretmek isteyen konuklarımız için Akdeniz’de özel seyahatler ve Ege Denizinin ıssız koylarında geziler yapabilecekleri, ünlü sanatçıların eserleriyle adeta su üzerindeki bir müzeymişçesine Casa dell'Arte’nin vizyonunu yansıtan, 28 ve 35 metre uzunluğundaki iki guletimizi onların hizmetine sunduk.

Bugün küçük kız kardeşim Gamze anne ve babamızın sanat sevgisini alarak bir sanatçı ve çağdaş bir sanat teorisyeni oldu. Kendisi ayrıca koleksiyonumuzun sanat yönetmenliğini yapmaktadır. İkimiz birlikte, dünyanın pek çok yerinden gelen konuklarımız için Casa dell’Arte’yi unutulmaz bir yer haline getirmek için çok çalıştık.  Babam ise belki de bu çabalarımızın da etkisiyle şimdi eskisinden daha da bir dört elle Casa dell’Arte’ye sarıldı. O, çocuklarım, kardeşim ve benim için ve Türkiye’deki sanatçılar için tam bir ilham kaynağı.

En içten dileklerimle

Ahu Büyükkuşoğlu Serter